Yaz geldi, ara zamanı...

{ Perşembe, Mayıs 21 }
Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba hepinize. Arayı bu kadar açmamın sebebi öncelikli olarak tembeliğim olsa da, bir süredir Çin'de blogger'ın kapatılmış olması nedeniyle bloguma da giremiyorum. Şu satırları "gizli sörf" sayesinde yazabiliyorum ama onda da pek çok fonksiyon kullanılamıyor. Tekrar açılacağı günün ümidiyle şimdilik ara vermeye karar verdim.

Önümüzdeki günlerde iki şehirlik Çin turu yapacağız ve Çin'in en güzel doğalı mekanlarından birine gideceğiz. Link veremiyorum, kullanılamıyor çünkü; ama "Guilin" diye google'ın görseller kısmında araştırma yaparsanız nasıl bir yer olduğu hakkında fikriniz olabilir. Türkiye'ye gittiğimde umarım oradan sizlerle paylaşma imkanı bulurum.Oradan dönüşte üç gün sonra kısmetse Türkiye'ye dönüyorum, şimdiden deli gibi heyecan sardı, eşimsiz ilk yolculuk denemem olacak bu benim. Umarım sorunsuz bir şekilde halledebilirim.

Son günlerde neler yaptığımı da paylaşmak istiyorum sizinle. Mesela diyetimin ne durumda olduğunu. Sevgili Mehtap sağolsun, toplamda 3 kilo vererek amacıma ulaştım ama en güzeli sizlerle bir sır paylaşacağım. Ömrüm boyunca düz bir karın hayali kurdum. Denemediğim yöntem kalmadı bunun için. Bundan bir kaç yıl önce internetten bir kitap sipariş etmiştim ama çok az bir denemeden sonra fırlatıp bir kenara atmıştım. 3 haftadır bu kitabı yeniden uygulamaya başladım ve karnımda 9 cm.lik bir incelme oldu, belim ise 8 cm. daha ince. Bu kitap bir mucize, aynen yazarın söylediği gibi bir kaç haftada karnım dümdüz oldu. Bu kitabı size tavsiye etmekten çekinmiyorum, bilinen doğruların aksine, karnım hiç acımadan, günde sadece iki sefer olmak üzere 15 dakikayla başardım bunu. Kitabın adı: "Düz bir karına sahip olmak" yazarı ise "Odile Payri". Google'da araştırın, bulacaksınız. Üstelik fiyatı 10 ytl'den az.

Biliyorum ortaya karışık bir yazı oldu bu, bu aralar yaptıklarımdan da örnek vermek isterim, örneğin Dilekciğim'in su böreğini yaptım ve öyle güzel anlatmıştı ki sayesinde su böreği delisi eşimden tam not aldım. Link veremiyorum demiştim, adresi şu: incisi.blogspot.com.
Sonra bir gün lahmacun denemek istedim, o da harika oldu, bu tarif de Salihacığım'dan, adresi ise şu: binbircesni.blogspot.com/ Her iki arkadaşıma da garantili tarifleri için teşekkürü borç bilirim. Başka arkadaşlarımdan da yaptım bir kaç ana yemek ama aklıma gelmiyor şimdi hangisini kimden aldığım, onlar da harikaydılar.

Bu arada pek çok kez misafir ağırladım, pastalar, turtalar, poğaçalar, kurabiyeler yaptım, diyetle nasıl hallettin diye sormayın malesef bolca da yedim. Ama tüm bu tarifler de blogumda yer alanlardan olduğu için yayınlamadım.

Çin'de ise hayat tam hızıyla devam ediyor. Geçtiğimiz haftalarda iki sefer hastanelik oldum böcek sokmalarından, bir sefer fil gibi şişmiş ayaklarımdan yürüyemedim. Bir seferinde de sağ kol ve bacağım üç yerden sokularak birer patatese dönüştüler. Neler oldu ne siz sorun ne ben söyleyeyim; sadece bahçeme çıkmaya korkuyorum artık diyeyim siz anlayın. Bunlardan hariç bol bol dışarı çıktım bu aralar, pek çok gözlemimle beraber ilginç tecrübelerim de oldu. Örneğin bir gün evimin önünde düğün fotoğrafları çekildi, tabii ben de makinemi çalıştırdım onlarla beraber. Buraların adetlerinden birisi de bu düğün fotoğrafçılığı. Düğünlerinden günler belki de haftalar evvel bir fotoğrafçıyla anlaşıyorlar ve dış mekanlarda çeşitli kıyafetler giyerek bol bol fotoğraf çektiriyorlar. Ama ben böylesini hiç görmemiştim çünkü kah yere yattılar kah çöp tenekesinin önünde poz verdiler.Onları da sizlerle paylaşmak istedim ama resim yükleme fonksiyonu da yok, ilgilenirseniz bu linklerde resimleri bulabilirsiniz:
http://img199.imageshack.us/img199/8480/35721061.jpg
http://img199.imageshack.us/img199/2233/31187049.jpg
http://img200.imageshack.us/img200/7393/57529119.jpg
http://img200.imageshack.us/img200/8341/40378522.jpg
http://img200.imageshack.us/img200/3936/62900501.jpg
http://img200.imageshack.us/img200/1682/92172058.jpg

Yazacak, anlatacak şeyim çok ama hem zamanım yok, hem de bloga erişimim kısıtlı. Biliyorum çorba ettim bu post'u, resimsiz de zevksiz oldu ama hem veda edeyim hem de son günlerden bahsedip deşarj olayım istedim. Hepinizi çok özleyeceğim, hoşçakalın...

Noodle'ların Kralı: Chao Mian-Kızarmış Noodle

{ Salı, Mayıs 5 }

Çin mutfağını börtü-böcek sananların yanıldıklarını anlamaya başlamışsınızdır eminim. Bu mutfak keşfedilesi lezzetlerle dolu. Her bir restoran deneyimimizden sonra en az bir harika tadı daha damağımıza katmış olarak kalkıyoruz sofralardan. Ben de pek çoğunu devam eden günlerde evde deneyerek aynı tadı yakalamaya çalışıyorum ki dönüşümüze de arada pişirip hasret giderebilelim.

Bu seferki lezzetleri tanıtmadan önce bu sıralar okuduğum Ejder Şahlanıyor adlı kitaptan çok etkilendiğim bir kısmı aktarmak istiyorum sizlere. Çin'i gerçekten en iyi tanıtan kitabın (Kastım Türkçe'ye çevrilmiş olanlardan) bu olduğunu güvenle söyleyebilirim. Bugüne kadar okuduğum Çin'le ilgili hiç bir kitap bana burasının gerçekte ne olduğunu anlatamamıştı.

Kitapta Çin'in tarihçesinden başlayarak, neden bir ekonomi devi haline geldiği, kültürel devrim, tek çocuk politikası hakkında edinebileceğiniz engin bilgilerle beraber, satır aralarından çıkararak; yemek kültürünün neden şimdiki durumunda olduğunu da öğrenebilirsiniz.

Çin'de neden hemen herşeyin yendiğini, bazı yiyeceklerin, yıllar öncesi çekilen açlıktan gelen alışkanlıklardan olduğunu çok iyi anladım. İnsanlar savaş sırası ve sonrası, devletin yüzde yüze varan tahıl vergileri nedeniyle o kadar aç kalmışlar ki, karınlarını doyurabilmek adına yemedikleri şey kalmamış. Üstelik kültür devrimi esnasında evlerde yemek pişirmek bile yasakmış. Gizlice yapanlar ağır cezalara maruz kalıyorlarmış, yemeklerini devletin belirlediği aşevlerinde yiyorlarmış, onu da bulabilirlerse tabii. O zamanlar çekilen acıları kitaptan yaptığım şu alıntıyla ifade edebileceğimi düşünüyorum:
.........Chu ailesinin ak saçlı, kamburu çıkmış büyükannesi o günleri tüm canlılığıyla hatırlıyordu."Kabak kökleri ve yaprak yemek zorundaydık. Ailemiz gizlice sebze yetiştirerek kurtuldu," dedi. "Çoğu yerde halkın yüzde 30'u öldü. Her aile birilerini kaybetti. Bir sürü kız öldü ve çok insan uzaklara kaçtı. Ortadan kayboldular ve uzun yıllar boyu geri dönmediler. Bu yol üzerinde, yiyecek bulunur umuduyla Fengyang'a ulaşmaya çabalarken ölen çok kişi gördüm. Yere düşüyorlardı ve kalkıp devam edecek halleri yoktu."..........

Çin'de günümüzde kullanılan "ni hao" yani merhaba kelimelerinin asıl anlamını anlatmıştı Çince öğretmenim. "Sen iyi misin-merhaba" demek diye bildiğimiz bu sözler, aslında "bugün bir şey yedin mi" anlamına geliyormuş. Burada ellerinden geldiğince sebzelerin-meyvelerin her kısımlarının, hayvanların her bir uzuvlarının yenmesi, ziyan etmeden doyabilme kaygısından ileri geliyor. Buna sonuna kadar saygı duyuyorum, elbette kendi seçimlerim ise kendi alışkanlıklarıma dayanarak sürmeye devam ediyor ;)

Buraya başka bir konuda not düşmek istiyorum hemen, Çin'de sebze deyince aklınıza gelebilecek sebzelerden hariç, inanılmaz çeşitlilikte otlar var. (Tijen, kulakların çınlasın.) Her markete gidişimde o reyondan geçerken içimi çekiyordum, keşke nasıl yapıldığını bilseydim diye; dün yardımcıma söyledim, bundan sonra haftada 1-2 sefer alıp pişirteceğim ve sizlerle paylaşacağım. Biliyorum oralarda bulamayacaksınız belki ama fena mı, pek çok da yeni bilginiz olacak otlara dair. Henüz pişirmediğim bir tanesi var şu an evimde, yanda resmini gördüğünüz. Burada semizotu hiç yok ama iki yıldır ilk defa satıldığını gördüğüm bu ot, semizotunun amcaoğlu falan olabilir. Tadı biraz daha acımtırakımsı ama aynı semizotu gibi bir rayihası var. Bugün pişireceğim bakalım nasıl olacak.

Lafı inanılmaz uzattım, umarım buraya kadar okumuş olanlarınız da vardır içinizde, şimdi hemen noodle tarifime geçeceğim. Noodle deyince aklınıza tek tip makarna geldiğini biliyorum ama benim farkettiğim onlarca çeşit noodle var aslında. Mesela bir tanesi bezelye ve fasulyeden yapılan noodle. Ya da pirinç noodle'ları. Bir de çeşitli noodle'lar ile hazırlanan çorbalar var. Bir başka yazımda anlatacağım inşallah onları; ama bu noodle bildiğiniz un-yağ-tuz-su dörtlüsünden oluşan en klasik noodle tarifi. Buradaki Uygur restoranlarında gözümüzün önünde elde açılıp inceltilen bu makarnaları, marketlerde ön haşlanmış olarak bulabiliyoruz. Bu noodle'ların içinde yumurta olmaz ama siz denemek isterseniz klasik yumurtalı Çin noodle'ını yarı-diri haşlanmış olarak hazırlayabilirsiniz. Bu noodle'ın adı chao mian(çao miyen)-fried noodle yani kızarmış noodle'dır, Çin'in en klasik en leziz makarnasıdır. Çoğunlukla "pak choi-bok choy" diye bilinen ama asıl adı "bai cai (bay tay)" olan bir sebze ile pişirilir. İçine konan malzeme açısından pek çok çeşidi vardır ama benim favorim bu.

Malzemeler (2-3 Kişilik)
2-3 kalıp Çin makarnası
3 çorba kaşığı sıvı yağ
400 gr yaprak yaprak ayırılmış bai cai (yeşilliksiz de olur ama yeşillik ile denemek isterseniz uzun marul yaprakları da kullanabilirsiniz)
2 diş sarımsak
3 ince dilim taze zencefil
3-4 çorba kaşığı et suyu-içine bir tatlı kaşığı toz şeker konacak
1 çorba kaşığı soya sosu
Varsa 1 tatlı kaşığı susam yağı

Yapılışı:

Noodle'ları kaynayan suyun içine salalım, 3-4 dakika kadar bekletelim. Yarı-diri haldeyken suyunu süzelim. Yeşillikleri yıkayıp sularını süzmeye bırakalım. Sarımsakların kabuklarını ayıklayıp tek bir havan tokmağı darbesiyle ezelim.(Bir bıçağı sarımsağın üzerine yan tutup üzerine elinizle vurarak da ezebilirsiniz) Zencefilleri kıyalım. Bir büyük wok'u ya da en büyük ve derin tavamızı harlı ateşe oturtalım. İçine 3 çorba kaşığı yağı koyup iyice kızmasını bekleyelim. Sarımsakları ve zencefilleri ekleyip kısa bir süre karıştıralım. Yeşillikleri ekleyip hepsini beraber sık sık karıştıralım. (Çin'de bu işlemi tavadakileri sürekli havaya fırlatarak yapıyorlar) Sebzeler diriliklerini biraz kaybeder kaybetmez içine süzdüğümüz makarnaları, soya sosunu, ve et suyunu ekleyelim. Sürekli karıştırarak 2 dakika pişirelim. Kapağını kapatıp 1 dakika daha et suyunu çekmesi için bekleyelim. Ateşten alıp susam yağını ekleyip karıştıralım ve sıcak servis yapalım.

Afiyet Olsun!

Vahşi Doğa Pastası, Biricik Oğlum 3 Yaşında...

{ Pazartesi, Nisan 27 }

Zaman ne çabuk geçiyor, daha dün gibi ikinci yaşını kutladığımız. Gün gelecek bir de bakmışım koca adam olmuş. Düşünmek bile istemiyorum aslında tüm bunları, şimdi rahatça her istediğimde sıkıştırıp öpebiliyorken az bir zaman sonra "anne yapmaaa..!" nidaları yükselecek çünkü :)

Bugün post'a pek bir şey yazasım yok, çok yorgun hissediyorum, bunda grip oluyor olmamın da etkisi olabilir. Bir de şeker hamurlu pasta yapmak başlı başına çok yorucu geliyor artık, arşive şöyle bir baktım da tam bir yıldır şeker hamurlu pasta yapmamışım. Bu seneki pasta benim için yorucu oldu, model için elimde bulunan Görgülü pastanesi kataloğundan yararlanarak, bir pastanın aynını yaptım. Muhtemelen onlar da ünlü bir pastacıdan esinlemiş olmalılar.

Pastamızın içinde muz, antep fıstığı ve damla çikolata ile bitter çikolatalı ganaj vardı.Pandispanya tarifi Ruki'den uyarlama, ölçüleri 25 cm'lik kalıp için 1,5 katı olarak yaptım.

Malzemeler:
6 yumurta-Beyaz ve sarıları dikkatlice ayrılacak
225 gr. toz şeker
2 paket şekerli vanilin
1 su bardağı un
1 su bardağı mısır nişastası
3 çorba kaşığı kakao
1 paket kabartma tozu

Fırınımızı 175 dereceye ısıtalım. Yumurtanın beyazlarını bir çimdik tuz ile kar gibi beyaz olana dek 2-3 dakika kadar çırpalım. İçine toz şekerin yarısını ekleyelim, şekerler eriyene dek 5-6 dakika daha çırpalım. Yumurta sarılarını ayrı bir kapta, kalan toz şeker ile şekerler eriyip, karışım kremamsı bir kıvam alana dek çırpalım. Sarıları beyazlara ekleyelim ve mikserin en düşük hızında ancak birbirlerine karışana dek karıştıralım. Un, kakao, nişasta, vanilya ve kabartma tozunu bir kuru kaba birlikte eleyelim. Elediğimiz karışımı yumurtalara azar azar ekleyerek yavaşça çırpalım. Tüm malzeme bitene dek bu işlemi yapalım. Yağlanmış kalıbımıza karışımı boşaltıp üzerini spatula ile düzleyelim. Isınmış fırınımızda 30-40 dakika kadar pişirelim. (İlk 20 dakika fırın kapağı açılmamalıdır) Kekinizin üzeri iyice kızarınca bir kürdan yardımı ile pişip pişmediğini kontrol edebilirsiniz. Kürdanı batırıp çıkarınca temiz çıkıyorsa pişmiştir. Pişmiş kekimizi fırınımızdan alıp kalıbın kenarlarından bıçak geçelim. Kalıptan dikkatlice çıkarıp ızgara telinin üzerine ters çevirip iyice soğumaya bırakalım. Soğuyan kekinizi streç filme sarıp buzdolabında 2-3 gün bekletebilirsiniz, ben öyle yaptım.

Krema için malzemeler:

600 gr. krema

450 gr. bitter kuvertür (çikolata)

Çikolatalarımızı önce küçük parçalara ayıralım sonra parti parti rondoda kıyalım. Bir tencereye kremamızı koyup içine çikolataları ekleyelim. Ocağın altını yakıp kısık ateşe oturtalım. Sık sık karıştırarak çikolataların erimesini sağlayalım. Çikolatalar tamamen eriyince ateşten alıp bir başka kaba koyalım. Önce oda ısısına gelmesini bekleyelim sonra ağzını kapatıp buzdolabına kaldıralım. Pastayı yapacağımız zaman çıkarıp mikserle katılaşana dek çırpalım. Çok fazla çırpmamaya dikkat edelim zira yağından ayrılabilir.

Pandispanyamızı üç kata ayıralım, bir kenarına olmak üzere her bir kata resimdeki gibi kürdan saplayalım ki krema sürdükten sonra keki aynı yerlere denk getirerek kapatabilelim. Her katı sütle ıslatıp krema sürelim, istediğimiz malzeme ile içine ek yapalım. Ben ilk kata muz ve antep fıstığı, ikinci kata muz ve damla çikolata koydum. Kekimizin en üstünü de kalan krema ile sıvayıp kapatalım. Bu şekilde bir gece dolapta bekleyen pastanın hem tadı oturacak hem de kaplama için krema sert bir hale gelecektir.

Pastayı kaplamak ve süslemek için 1,5 kiloya yakın marshmellow'lu şeker hamuru hazırladım. Figürler için az az miktarda hamurları renklendirdim. Su efekti için 1 yumurta akı ve 1 su bardağına yakın pudra şekerini beraber çırpıp royal icing hazırladım. Az miktar mavi gıda boyası ile renklendirdim. Çimen görüntüsü için pastanın üst kısmına fırça ile ince bir şekilde bal sürüp antep fıstıklarını serperek yapıştırdım. Aşağıda pastanın yapım aşamalarının detaylı resimlerini bulabilirsiniz.










Tiramisu-Pişirilmeden...

{ Pazar, Nisan 19 }

2 dilim ekmek, kibrit kutusu kadar beyaz peynir, bol domates... Hayatımın en güzel menüsü olacağı aklıma bile gelmezdi bu fakir tabağın. Ne güzel şeymiş yemek yemek :) Tahmin ettiğiniz üzere diyete girdim, her yıl yaza doğru yaptığım gibi. Benim gibi her pisboğaz insanın mahkum olduğu kilo belası, yaz yaklaştıkça gittikçe kabusum olur. Kendimi rüyalarımda "Akrep Nalan" gibi görmeye başladım mı boğazımı tutma vaktim de gelmiş demektir. Bu sefer de yine her seferinde yaptığım gibi aynı yanlışa başvurdum ve hızlı kilo verdiren diyetlerden birisini seçtim geçtiğimiz hafta başında. Marketten lahana çorbası yapmak için malzemelerimi doldurdum, bir heves pişirdim. Fakat işler yine yolunda gitmeyip daha ilk günden bir kilo alınca ertesi gün kendi kendime bahane yaratmalarım da başladı diyeti bırakmak için.

Bir kere insan inanılmaz mutsuz oluyor. İlk gün sadece çorba ve meyve yemeniz gerekiyor mesela. Ya canım ağzıma bir adet zeytin atmak isterse? O zaman o kadar üzülüyorum ki anlatamam size. Bu sefer delirmiş gibi diyeti kesip ne bulursam yiyorum, o zaman da kilolar daha önüne geçilmez hal alıyor. Geçtiğimiz sene aynı yanlışı yaptıktan sonra, başka bir beslenme şekline yönelip, besinleri glisemik indekslerine göre ayırıp yenmesini tavsiye eden Montignac diyetini yapmıştım. Sonuçta toplam beş kilo vermiştim ama bir yıl içinde üç kilosunu geri aldım. Şimdi en başta yazdığım gibi beslenmeye karar verdim. Sofradan yarı tok kalk prensibi ve bol hareketle hedefliyorum kilo vermeyi. Böylece canımın çektiği yiyecekleri de tadarak kendimi mutsuzluktan korumayı planlıyorum. Bu politika ile şimdiden beş günde bir kilo verdim bile.

Bir blogger olmak böyle şeylere yol açıyor işte. Sürekli denemeler yapmak, denemelerin sonuç verdiği kadar vermediği zamanlarda da "aman ziyan olmasın" mantığı ile ne varsa yemek, yemek, yemek... Bu aralar evimizde tahmin ederseniz hiç tatlı, hamur işi vs. pişmiyor, sadece truffle yaptım eşim seviyor diye. Ondan da numunelik sadece bir adet yiyorum günde ;)

Bu tiramisu tarifi ise arşivden. Bir kaç hafta önce ağırladığım misafirlerim için yapmış ve çok memnun kalmıştım. Bu tiramisu pişirilmeden hazırlanıyor. Tadı da gerçekten çok güzel. Normalde gerçek Tiramisu tariflerinde çiğ yumurta sarısı kullanılıyor ama tarifin orjinalinde yoktu. Tercih sebebim bu yüzden. Bir de orjinal tariflerde rastladığım bir çeşit likör olan Kahlua'yı, bu tarifte kullanılan kahve likörü ile değiştirdim ve gerçekten nefis bir aroma aldım. Tarif, "Dünyanın En Güzel Tatlıları" kitabından.


Yapılışına gelince:

Malzemeler
1 su bardağı labne peyniri-ben maskarpone kullandım
3/4 su bardağı pudra şekeri
1+1/4 su bardağı krema
3 çorba kaşığı kahlua-yoksa kullanmayabilirsiniz ya da herhangi bir kahve likörünü kullanabilirsiniz
Yeteri kadar kedi dili bisküvisi (20 adet kadar yeterli, kalıba göre değişebilir)
Yarım su bardağı kaynar su
2 çorba kaşığı neskafe
2 silme çorba kaşığı toz şeker
1 çay bardağı kadar kakao

Kaynar suyun içine kahveyi ve toz şekeri ekleyelim ve eriyene dek karıştıralım. Eridiklerine emin olunca, 2 çorba kaşığı kahlua ekleyelim ve bardağın tamamına erişecek şekilde soğuk su ile tamamlayalım. Tercihen uzunca-dikdörtgen bir kalıbın içini, kenarları dışarı taşacak şekilde streç film ile kaplayalım. Kahveyi genişçe bir kaseye dökelim.

Bir başka kabın içinde labne ve pudra şekerini çırpalım. İçine hazırlamış olduğumuz kahveden 2 çorba kaşığı kadarını ekleyip tekrar çırpalım. Ayrı bir kapta kremamızı katılaşana dek çırpalım. İçine 1 çorba kaşığı kahlua ya da kahve likörü ekleyelim. Labne peynirli karışıma kremalı karışımı ekleyip iyice karışmalarını sağlayalım.



Kalıbımızın altına kremamızın yarısını dökelim ve spatula yardımı ile düzeltelim. Kedi dillerini kahveli karışıma batırıp içinde en fazla bir saniye kadar bekletip kalıbımıza boşluk kalmayacak şekilde dizelim. Kalan boşluk olursa kedi dillerini uzunlamasına ya da enden ikiye bölerek doldurabilirsiniz. İlk katı oluşturduktan sonra kalan kremayı kedi dillerinin üzerine döşeyip düzleyelim. Tekrar kahveye batırılmış kedi dilinden oluşan bir kat yapalım. Son olarak streç filmi kenarlardan alıp kedi dillerinin üzerine kapayalım. Buzdolabında 2 gün bekletelim. Ertesi gün streç filmi açıp, kabı ters çevirelim ve üzerinden dikkatlice sıyıralım. Bir çay süzgecine doldurduğumuz kakaoyu serperek tiramisumuzun üzerini tamamen kaplayalım.





Afiyet Olsun!

Hayalet Bezeler... Blog Ödülleri...

{ Cuma, Nisan 10 }

Bloguma ara verip de döndükten sonra en çok hiç almamış olduğum ödülleri kıskanmıştım. Kıskanmak belki acımasız bir kelime gibi gelir size ama, unutulmuş olduğumu düşünmüş, unutulmayanlara da aşırı gıpta etmiştim. Hatta blog blog dolaşmış, acaba görmediğim bir tanesini yakalar mıyım diye adımı aramıştım hep. Şimdi son iki posttur ben de ödüller alıyorum sevgili blog dostlarımdan ve çocuklar gibi şenim. Belki sizlere çok basit birşeymiş gibi gelebilir ama benim için birilerinin zihninde yer alıyor olmak, hayati kaynaklarımdan birisi. Sizlerden aldığım yorumları, mailleri, sorulan soruları sindire sindire okuyor ve cevaplıyorum. Sanal görünse de bana göre sanal olmayan bu iletişimi çok seviyorum.

Bu ödülleşme zincirinde beni de hatırlayıp zahmet vererek haber verdikleri için,
Sevgili Mutfaktaki Zaman'a, Sergül'e, Esra'ya, Seray'a, Efsun'a, Hadiye Hanım'a ve Filiz Hanım'a çok ama çok teşekkür ediyorum. Biraz oyunbozanlık yapıp isim ayırmadan, ben de ödüllerimi harika blog dostlarımın hepsine göndermek istiyorum.

Bu arada geçen yıl hiç farkına varmadığım, bu sene ise sevgili İpek Aral Kişioğlu'nun değerli yorumu sayesinde haberdar olduğum bir etkinliğe katıldım: Blog ödülleri 2009. Umarım bolca dostluğun kazanıldığı bir yarışma olur. Şimdiden heyecan sardı, kazanıp kazanmamaktan çok oylama sırasındaki heyecan şimdiden karnımı ağrıtıyor :)

Bu bezelerin konuyla alakası yok, konuyu bağlamaya çalışmayacağım. Bu fikir oğlumun doğum günü için aklıma geldiğinden beri denediğim 3 tepsi beze ve 1 kase mereng hamuru daha pişmeden çöpe gittiler. İnternetten bulduğum farklı tariflerden birini denediğimde şeker erimeyince bezeler çok pütürlü oldu, birinde hamur katılaşmadı, birinde pişerken çok yayıldı. Ayrıca birinde hayaletlerin gözleri yerlerinden fırlayıp zombi gibi görünerek ödümü patlattılar. En sonunda azmettim, çocukluğumda annem nasıl yaptıysa, onu denemeye karar verdim, zafer benim oldu. Keşke baştan maceraya girmeseymişim.

Malzemeler:
3 yumurta akı
1 su bardağı toz şeker

Gözler için damla çikolata
Sıkma poşeti
90 dereceye ısıtılmış fırın.

Yapılışı:
Yumurta aklarını dikkatlice sarılardan ayıralım, toplu iğne ucu kadar bile karışmamalı. Akları kar haline gelene kadar 7-8 dakika çırpalım. Yumurta akları katılaşıp bembeyaz olunca, bir yandan çırpmaya devam ederken, bir yandan da içine toz şekeri her seferinde 2 çorba kaşığı kadar olacak şekilde ekleyelim. Azar azar eklediğimiz toz şeker eriyinceye çırpıp biraz daha toz şeker ekleyelim. Tüm toz şeker bitene kadar çırpmaya devam edelim. Toz şeker eriyip, hamur çırpmakta zorlanırcasına katılaşınca çırpmayı durdurup, hamuru bir sıkma poşetine dolduralım. Ucunu ya 1 cm çap olacak şekilde keselim ya da en iri yuvarlak ucu takalım.



Yağlı kağıt serdiğimiz tepsiye önce küçük bir daire sıkalım, sonra bir kat daha daire çizmeye devam edelim ve ortaya gelip yukarı doğru az daha sıkıp sıkmayı bırakalım. Sıkma poşetini yukarı doğru hafifçe çekelim ki sivri kısımlar oluşsun. Tüm bezeleri yaptıktan sonra damla çikolatalar ile gözleri yapalım. Damla çikolataları içe doğru bastıralım ki pişerken düşmesinler.



Önceden ısıttığımız 90 derecedeki fırında yaklaşık bir saat kadar beyaz kalacak şekilde pişirelim. Pişerken kontrol edelim, kızarmasınlar.

Afiyet Olsun!


Zeytinyağlı Enginar Kalbi, Hamur Kızartması...

{ Pazar, Nisan 5 }

İnat etti, yaz gelmiyor bir türlü derken bugün başladık sinyalleri almaya. Yanlış okumadınız, burada bahar yok. Kıştan direkt yaza geçiliyor. Geçen yıl bu sıralardaki postları okursanız anlarsınız ne demek istediğimi. Hava raporlarına göre bugünden itibaren jet hızıyla yükselecekmiş dereceler. Malesef o güzelim püfür püfür bahar esintileri, rüzgarın taşıdığı tomurcuk kokuları burada yok. Varsa da o inanılmaz sıcak ve nemli hava bastırıyor olsa gerek; ben hissedemiyorum.

Türkiye'deyken bahar aylarının keyfi bir başka olurdu. Özellikle pazar tezgahlarına ufak ufak gelmeye başlayan yaz sebze ve meyvelerini görmeye ve satın almaya bayılırdım. Burada hiç pazara gitmedim, aslında kuruluyor da. Herhangi bir alışveriş merkezindeyken bile karşımıza geçip patlamış mısır yiyerek şovumuzu(!) izleyen Çinliler'in, pazara gittiğimde ne yapacaklarını kestiremiyorum. :) O nedenle cesaretim yok. Sadece karşı caddede bir ara sokakta, kendi yetiştirdikleri sebzeleri satan yaşlı Çinliler'le ufak bir ahbaplık kurdum. Onlardan sık sık mis kokulu çilekler, taptaze ıspanak ve marullar alıyorum. Hatta aldığım çileklerden neredeyse bir yıllık reçelimi bile yaptım. Tüm bunların yanında bir de alıştığım sebzeleri bulsam harika olurdu. Mesela burada enginar bulamıyorum, gerçi yardımcımın dediğine göre bu sıralar çıkması lazımmış ama geçen yıl o kadar aramama rağmen bulamamıştım. Bir de kereviz yok burada, sadece sapları var, kerevizin kökünü hayvanlara yedirdiklerine dair söylentiler duymuştum :) Bundan başka yer elması yok, acısı olmayan ince kabuk dolmalık biber yok, acısız olanlar da kafam kadar büyüklükte. Bir akşam yemeğine bir tek dolma pişirip üçe bölüyorum :) Bunlar haricinde çarliston biber yok bir de aklımda kalan.

Meyve derseniz işte burası bir cennet. Her türlü tropik meyveyi bedava gibi fiyatlara alabilirsi niz. Yalnız çok garip bir damak tadım olmalı ki, bunlardan ne mangoyu ne de avokadoyu sevebildim. Bildiğim tropik meyveler haricinde daha adını bile bilmediğim onlarcası var. Pek çoğunun tadına baktım ama favorim olacak kadar birini bulamadım. Bu yüzden burada en çok tükettiğimiz meyve ananas. Türkiye'deyken pahalılığından dolayı sadece ağzımın suyunu akıtmakla yetindiğim ananas şimdi neredeyse her gün soframızda. Burada ananası ilk gördüğümde ayıklama şekilleri çok hoşuma gitmişti. Türkiye'de Migros'ta gördüğüm ayıklama şekliyle oldukça ziyankarlık yapılıyor, verdiğiniz paranın ancak yarı karşılığını alabiliyordunuz. Neden mi? Türkiye'de ananası bir makineye oturtup, bir kolu çekiyorlardı ve ananasın ortasındaki 2-3 cm.lik yuvarlak kısım ve dış kabuğunun altındaki en ez 2 cm.lik kısım kayıpla sonuçlanıyordu. Geriye küçücük ananas simitleri kalıyordu. Burada ise bu kadar ucuzluğa rağmen, asla israf yapılmıyor. Önce dış kabuğunu alıyorlar sonra da düğme gibi kısımları kabak oyacağı gibi bir aletle çıkarıyorlar. Böylece ortaya hiç israf edilmemiş yandaki gibi şık şekilli ananaslar çıkıyor.

Yine de insan bulduğu değil illa bulamadığı şeylere takıyor kafasını. Hala çıkıp çıkmayacağı meçhul enginarı beklerken, Metro markette konserve enginar kalplerini buldum bir gün tesadüfen. Gerçekten nefis tatları var. İnternette konserve enginar kalbinin nasıl pişirileceğine dair özel bir tarif bulamadığımdan tecrübelerime dayanarak bu tarifi ortaya çıkardım. Bahar ayları yaklaşırken elinizdeki şansı değerlendirip sofralarınıza bu karaciğer dostu sebzeyi konuk etmeyi ihmal etmeyin derim.

Malzemeler:
Konserve ya da taze enginar kalbi-12 adet kullandım
Yarım su bardağı bezelye
1 iri havuç-yarım ay şeklinde dilimlenmiş
1 büyük kuru soğan-jülyen doğranmış
2 tatlı kaşığı toz şeker
1/2 limon suyu
Yeteri kadar su
Tuz
1/4 su bardağı zeytinyağı
Süslemek için dereotu

Yayvan bir tencerede zeytinyağımızı kızdıralım. Soğanları hafif pembeleşene dek kavuralım, içine havuç ve bezelyeleri ekleyelim. Sebzeleri bir parmak geçecek kadar suyu da ilave edip tenceremizin kapağını kapayalım. Kısık ateşte havuç ve bezelyeler pişene dek pişirelim. Havuçlar yumuşayınca enginar kalplerini, limon suyunu, tuz ve şekeri ekleyelim. Suyunu kontrol edelim., gerekirse ekleyelim. Kısık ateşte kapağı kapalı olarak yarım saat pişmeye bırakalım. İyice soğuttuktan sonra arzuya bağlı olarak dereotları ile süsleyip servis edelim.


Bu yazıya eklemek istediğim bir diğer tarif ise hamur kızartması. Bugüne dek pek çok hamur kızartması yaptım ama bunun gibi lezzetli ve bir gram dahi yağ çekmemiş olanını pişirmemiştim. Dün sabahki kahvaltımızı ziyafete dönüştüren bu tarif için Hanife'ye çok teşekkürlerimi sunuyorum. Tarife buradan ulaşabilirsiniz. Hamurları kalıpla kesme fikri hiç aklıma gelmemişti, sunumları o kadar güzel oldu ki, ekmek yemeyen oğlum "kalpli ekmek" diye diye dört taneyi bitiriverdi. Bu fikir için de ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum.

Cevizli Ay Kurabiyeler...

{ Cumartesi, Mart 28 }


Öncelikle blogumu daha sık güncelleyeceğimi söylediğim halde yapamadığım için özürlerimi belirtmekle başlamak istiyorum söze. Geçtiğimiz hafta tekrar üniversitedeki dil kursuma başladım. Bu tam zamanlı bir kurs değil, daha çok gramer üzerine sıkıştırılmış dersler alacağım, artık Çince karakterlerle sıkı sıkıya boğuşma zamanım geldi. Bundan sonra biliyorum ki çok zorlanacağım, ama bir yandan da daha çok Çince tarifi daha hızlı çevirebilecek olmanın çoşkusu var içimde. Bunlardan birisi, Çin'in en sevilen en ünlü tatlılarından birisi olabilir mesela. Yanda resmini gördüğünüz tatlı, her pastane ve markette, her restoranda mutlaka bulabileceğiniz çok ama çok lezzetli bir tatlı, "yumurtalı tart". Ben hemen hemen her market seferimde bir tane alıp afiyetle mideme indiriyorum. Dışında milföyden bir çanak, içinde krem brüle'ye oldukça benzeyen bir krema var. Türkiye'ye döndüğümde bu tarifi çok arayacağımdan eminim, o nedenle mutlaka öğrenip arşivime almalıyım.

Burada da memleketime ait çok özlediğim şeyler var, örneğin pastane tatlı ve tuzluları. Çinliler'in pastaneciliği gelişmiş aslında, daha önce pek çok bahsetmiş olmalıyım; ama nedense tuzluların içinde mutlaka belirgin miktarda şeker bulunuyor. Mesela tost ve sandviç ekmekleri, poğaçaları mutlaka şekerli. Kurabiyelere gelince ise, mutlaka şeker seviyeleri düşük ve az miktarda tuz içeriyorlar. Yerken, az olan şeker tatmin etmezken, bir de işin içine tuz girmiyor mu çıldırıyorum. Ama iflah olmam ben, hala her gördüğüm pastaneden içeri dalıp, hoşuma giden her şeyi topluyorum denemek için. Mesela soldakiler gibi, ama yine hüsran yine hüsran. Browni'ler tatsız, kekler kuruluklarından dolayı ayva gibi boğazıma duruyorlar, sıvı almadan mideye yollamak imkansız. En arkadaki kekteki turuncu kaplamayı görüyor musunuz? Mesela o jöle gibi şeyin içinde gram şeker yoktu. Ancak görüntü, o kadar. Evde yaptığım Çin tariflerindeki şeker ve tuz oranlarını ise kendi bildiğim gibi ayarlıyorum yoksa aldıklarımdan farkları olmaz.

Memleketimdeyken canım tatlı birşeyler çektiğinde herhangi bir pastaneden alacağım üç beş kurabiye hem nefsimi köreltir, hem de gereksiz ziyanı önlerdi. Şimdi ise her tatlı-tuzlu krizimde en az bir tepsi yapmak durumunda kalıyorum. Ziyan olmasın diye yediğim her fazladan kurabiye bana şiş mide-kilo-moral bozukluğu olarak geri dönüyor. Bir de blog ziyaretlerimde görüp de ağzımın suyunu akıtan tarifleri yaptım mı işte o zaman çok bereketli geçiyor o hafta :(

Hazır yeri gelmişken denemelerim sonucu bu aralar afiyetle yediğimiz tarifler için sahiplerine teşekkürlerimi sunmak istiyorum:

Mantar kurabiyeler için Efsun'a,
Ispanaklı Kiş'in tart hamuru için Aylin'e, leziz iç malzemesi için Işıl Hanım'a,
Etli iç kabak yemeği için Funda'ya,
Hayatımda yediğim en güzel coleslaw yani lahana salatası için videojug sitesine,
Mercimekli bulgur pilavı için Aybike'ye çok teşekkür ediyorum, hepsi birbirinden lezzetli oldu, bu haftayı tamamen mutfakta geçirdim neredeyse. Daha denenecekler listem çok kabarık, özellikle akşam yemeği olabilecek tarifleri daha çok saklamaya başladım yoksa hamur işi yapa yapa bir yığın hamura dönüşeceğim yakında :(

Bu kurabiyeler, yukarı soldaki "şeker fukarası" Çin keklerine inat yapıldı, kahvelerime ikişer üçer eşlik ederek tüketildi. Eğer siz de yapmak isterseniz, ceviz yerine fındık ya da badem de koyabilirsiniz.

Malzemeler (30-35 adet için)

250 gr oda ısısında yumuşamış tereyağı
1 su bardağı pudra şekeri
1 su bardağı ince çekilmiş ceviz
1 yumurta
1 çay kaşığı kabartma tozu
Aldığı kadar un (2 su bardağı un ile başlayın, hamur ele yapışmayıp toparlanana dek azar azar un ekleyip yoğurun)
1 tatlı kaşığı şekerli vanilin

Pudra şekerinin 3/4'ünü ve geri kalan tüm malzemeleri bir kaba koyup yoğuralım, yumuşak bir hamur yapalım. Yoğurduğumuz hamuru ikiye bölüp elimizle iki adet silindir şeklinde yuvarlayalım. Silindirleri 2 cm. eninde dilimleyelim, her bir dilimi elimizle yuvarlayarak ay şekli verelim. Önceden ısıtılmış 160 derece fırında 10-12 dakika kadar pembeleşmeden pişirelim. İyice soğumalarını beklediğimiz kurabiyelerimizin üzerine kalan pudra şekerini serpelim.




Afiyet Olsun!